Sizi gidi burjuvanın kalemşorları sizi

Burjuva kalemşorları!

Bir ahlaksızlığı, ahlak adına savunmak ne zor iştir?

Bir tecavüzcüyü savunmakta ne kadar zorlanırsa bir avukato denli zordur değil mi?

Ne diyebilir ki hakime..?

-Efendim mağdur tecavüze uğrarken bağırmamıştır ve böylelikle rızası olduğunu göstermiştir....

-Efendim tecavüz sırasında sanığı ısırıp, tırnaklayarak cilve yapmıştır. 

-Efendim yolda yürürken kuyruk sallamış...

-Efendim eğer bu defa affederseniz eğer bir daha yapmayacakmış...

-Efendim bir kereden bir şey olmaz...

-Efendim madem ki tecavüz kaçınılmazdı zevk alsaydı o da...

Gibi sıralayabiliriz...

Avukat savunmayacak ama ne yapsın? İş yok, para yok. Oysa bu davayı alırsa iyi para alacak...

Mecburen savunacak yoksa aç kalacak.

İşte böyle;

bu Burjuva kalemşorlarının da bu avukat gibi zor işleri...

Akşam rakı içecek, en az 500-1000 hesap ödeyecek. Yapmazsa klası sarsılır beyzadelerin...

Kendilerini önemli şahsiyet olarak göstermeleri için bu gerekli...

Marka giyinecek, iyi bir evde oturacak vs...

Böyle bir yaşam için de;

ya belediyeden beslenecek başkanın yandaşı olacak,

ya iktidardan beslenecek iktidarın yandaşı olacak...

ya da her tarafa mavi boncuk dağıtarak kim fazla para verirse onun kayığına binecek, inecek, tekrar binecek...

Tekrar kayığa binecek, tekrar kayıktan inecek ve bu hep böyle gidecek...

Bu arada bu kalemşorlara bir "derler" fıkrası var onu da anlatayım da milletin onlar için neler dediğini biraz anlarlar belki.

Eski İstanbul'da Heybeliada'ya yolcu götürüp getiren kayıklar varmış...
Bu kayıkçıların içinde karayağız, sırım gibi yakışıklı Ali adında biri varmış ki pek yaman ve çapkın bir adam imiş.
Müşterileri de genelde kadınlar olurmuş....
Namı tüm İstanbul'a yayılmış Kayıkçı Ali'nin..
Çünkü kayığına binen hiçbir kadın onunla birlikte olmadan kayıktan inemezmiş...
Kayıkçı Ali allem eder kallem eder kadını ikna edip gönül rızasıyla hallediverirmiş...  
Kadınlar arasında iddialara girilmeye başlanmış artık, o derece namlanmış kayıkçı Ali.
Yalnız bir kadın yaşarmıştı ki o dönemde onun da namı dillerde imiş...
Peşinde İstanbul'un tüm beyzadeleri, mirasyedileri...
Kimseyle birlikte olmazmış ama hepsini de parmağının ucunda oynatırmış...
Bir gün bu müstesna kadın ile arkadaşları kendi aralarında konuşup eğlenirken Ali'nin bahsi açılır...
"Kayığına binen hiçbir kadın Ali'yle birlikte olmadan inemedi" derler...
Kendine özgüveni çok yüksek olan ay parçası ise iddia eder ve ben binerim birlikte olmadan da inerim diye iddiaya tutuşur diğerleriyle.
Ve gelir kayıkçı Ali'nin kayığına biner. Sert bir sesle "çek Heybeliada'ya" der...
Kayıkçı Ali asılır küreklere ve denizin ortasında başlar...
Bir yandan kürek çeker, diğer yandan  "derleeeer, derleeeeeeer, derleeeeeeeeer, derleeeeeeeeeeer" diye höykünmeye.
Ve kadını bir yandan merak sarar ne diyor bu adam diye, diğer yandan Ali'nin yakışıklılığı ve her kürek çekişi onu etkilemiştir...
Sonunda  kadın dayanamaz bağırır "ne derler be adam, ne derler"
Kayıkçı Ali o çapkın bakışıyla...
"Şimdi sen bu kayığa bindin ya"
Kadın "eeeee" der..
" Şimdi sen bu kayığa bindin ya"
Kadın "çatlatma insanı söylesene be adam" diye azarlar Ali'yi...
" Şimdi sen bu kayığa bindin ya benimle birlikte olmasan da oldu derler, damgayı yedin bir kere, arıtamazsın kendini. Ne desen de kimse inanmaz, en iyisi ver kurtul"
Kadın başlamış gülmeye ve kürekler sandala alınmış, akşam ayın eşliğinde halleşmişler...

Bu bizim burjuva kalemşorlarının durumu da aynen budur...

Binmişler kayığa bir kere; ister birlikte olsunlar, ister olmasınlar eloğlu oldu der be kardeşim...

Bu kentte namussuzlukları ile nam salmış, rüşvetçi, ahlaksız bir adamı savunuyorlar...

Birlikte oldu derler oğlum kayığa da bindi derler çocuğum, silemezsin o damgayı sırtından...

Tecavüzcüyü savunmak zorunda kalan avukattan beter durumdasın...

Yazık gençliğinize...

Hele biride var ki;

O da tam zanaatkar, parti, parti gezip kendini pazarlayamayan bir zavallı...

O kayıktan inip, öbür kayığa binenlerden orta malı olmuşsun sen oğlum...

İdeolojin yok, aklın yok, fikrin yok. Sözde esnaf olacak ama böyle bir namussuzu savunacak kadar seviyesizleşen bir adamsın, senden bu memlekete hayır gelir mi?

Baba parasıyla ahkam kesen ve para gücüyle kendine selam verdiren sıfatsız.

Hem burjuvasın, hem  görmemiş, hem de zavallı...

Babandan kalanlar olmasa sana kafasını çevirip bakan olmaz...

Yine bir diğer kayık müşterisi var ki;

Kovulduğu gazeteye geri alınmak için bin bir takla atıyor...

Sıfırı tüketmişler ve eski günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyorlar ama nerede o eski günler...

Çantalarla getirilip önüne konan paralar yok artık...

Şimdi bir Belediye Başkanına methiyeler düzüyor, diğer yandan da öbür Belediye Başkanına göz kırpıyor, neredeyse gözü kör olacak. Gören de tiki var sanır ama öyle değil. Bütün hayali Belediye Başkanı ona bir el atsın...

İşte böyle arkadaşlar dedim ya bizim eleştirdiğimiz vatandaşların kayığına binenler taarruza geçti yazıyorlar...

Ve biz de diyoruz ki "derler oğlum, derler çocuğum, derler kaşar derler" 

Yalanla, ideolojisiz sadece menfaat karşılığı kimsenin kayığına binmeyin...

Her kayıkçı Ali gibi de olmaz seni sapasağlam kıyıya çıkarmaz, hem düzer hem de denizin ortasında atıverir seni derin sulara...

Bir namussuzu savunmak size mi düştü?

Geçmişi bırak geleceğe bak ne demek?

B...k he zaman b...k'tur ey yetimi Safalar...

Sizlerin bu hallerini gördükçe Nazım'ın şu dizeleri gelir Peyami Safa'ya yazdığı...

Bir düşün oğlum,
bir düşün ey yetimi Safa
bir düşün ki, son defa
anlayabilesin:
Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!..
Ben kızabilir miyim sana?
Sen de bilirsin ki, benim adetim değildir
bir posta tatarına
bir emir kuluna sövmek,
efendisine kızıp
uşağını dövmek!

Siz sadece bir posta tatarından ibaretsiniz  o kadar...

Bu memleketin yoksulu, işsizi, sömürgeleştirilmesi umurunuzda değil, dedikodu yapar, insanları söğüşler bu işlerden medet umarsınız, yaşam felsefeniz budur...

Siz nereden bileceksiniz bu memleket için kelleyi koltuğa alıp yürümeyi...

Anca güçlüye methiyeler düzer, güçsüze yukarıdan bakar, kendinizi de asil sınıfından sayarsınız...

Ama sıfır ayarındasınız..

Bir mobbing yapanı, bir halk düşmanını, bir ahlaksızı, bir rüşvetçiyi, hırsızlıktan çalıştığı iş yerlerinden atılan alçağı savunacak kadar zavallısınız...

Çünkü kalemşorluk mesleğiniz gazetecilik değil...

Kayıkçı ne derse onu söyler, onu bilirsiniz...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bedriye Yıldızeli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Halk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Halk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Halk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Halk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.