Bu kentin kadın siyasetçilerine soruyorum: Tecavüzün utancıyla yaşamak zorunda mıyız?

 Haftalardır kent gündeminde olan, kimilerinin ses verdiği kimilerinin ise derin bir sessizliğe gömülerek karşıladığı “Kartepe’deki tecavüzler” olayını bilmeyenler ya da eksik bilenler varsa önce yaşananları baştan bir özetleyeyim.

Yaklaşık iki hafta önce dedikodu şeklinde başladı her şey. Konuşuluyordu ve bazı gazeteciler de duyuyordu. Muhtemelen bazıları duymakla yetindi, bazıları da dedikoduları dillendirmekten öte gitmeyen bir şeyler yazıp çizdi. 

Biz en başından itibaren olayın üzerine ciddiyetle gitme kararlılığı gösterdik. Nitekim adı geçen olaylardan birinin belgelerine hemen ulaştık. Gazetemizin imtiyaz sahibi Faruk Bostan zihinsel engelli kızlarının tecavüze uğradığına dair savcılığa şikayette bulunan ailenin evrakını buldu ve biz de yayınladık. Ülke gündemine de düştü haber.

Belgelerin yayınlanmasından sonra savcılık harekete geçti ve 20 yaşındaki engelli genç kadına tecavüzle suçlanan dört kişi yakalandı. Bunlardan biri tutuklandı, üçü ev hapsine alındı. Daha sonra Kartepe Belediyesi olaya karışan kişilerden birinin belediye personeli olduğunu ve açığa alındığını açıkladı.

Bu gelişme hepimizi sevindirdiyse de sevincimizi kursağımızda bırakan iki soru ortada duruyordu. Birincisi şikayetin üzerinden 20 gün geçmiş olmasına rağmen, neden kovuşturma belgelerin yayımlanmasından sonra başlatılmıştı? Bu soruyu cevap bulmamız pek imkan dahilinde değil. O yüzden üzerine konuşmak da spekülasyondan öteye gitmez.

Ama ikinci soruyu gündeme getirmeye ısrarla devam edeceğiz: Bahsi geçen diğer tecavüz vakasının sorumluları bulunacak mı?

Bu vaka ile ilgili iddia şu: 17 yaşındaki bir kız çocuğu süreklilik arz eden bir şekilde çok sayıda erkek tarafından istismar edilmiş. Olayın tüm ilçede konuşulmasına rağmen bir şekilde adli mercilerden uzak tutulabildiği iddia ediliyor. Arkasında nüfuzlu birileri, siyasiler olduğu vs.

İnanmak istemeyeceğimiz iddialar bunlar. 20 yaşındaki engelli bir genç kadının başka başka erkekler tarafından tecavüze uğradığına, bunun ilçede bilindiğine, ailenin şikayette bulunduğuna ama zanlıların elini kolunu sallayarak serbestçe dolaştığına inanmak da çok zordu. Ama gerçekti!

İşte bu yüzden sormaya devam ediyoruz: Bu 17 yaşındaki çocuk nerede? Adli makamlara ulaşmış bir şikayet var mı, yok mu? Gazetelerde çıkan haberler savcılarımızı harekete geçirdi mi? Soruşturdular mı? Müspet ya da menfi bir sonuç alındı mı?

Yoksa iddia edildiği gibi bu kişiler korunuyor mu? Ellerini kollarını sallayarak serbestçe dolaşıyorlar mı?

Gazeteciler bu soruları kamu adına sormakla yükümlüdür. Eğer sormuyorlarsa onlara gazeteci denmez. Eğer 17 yaşındaki bir çocuğun senelere varan bir zaman diliminde 3 değil, 5 değil, 10 değil, 20 kişinin istismarına maruz kaldığı iddiasını duyan biri kafasını öteki tarafa çeviriyorsa ona en azından normal bir insan da denmez.

Toplumu toplum yapan ortak değerleridir, ortak sırlar değil. Bir ailede şiddet, tecavüz, istismar, cinayet gibi bir sır saklanıyorsa o yapıya bildiğimiz anlamda “aile” denebilir mi? Böyle bir sırrı saklayan bir kalabalığa toplum denebilir mi? Bu sırla yaşayan bir yapıya kent denebilir mi?

Toplumu toplum yapan ortak acılarıdır, ortak utançları değil. Eğer bu trajedinin üstündeki perde kalkar ve bununla yüzleşirsek bu bizim ortak acımıza dönüşecek. Hep birlikte yasını tutup birbirimize daha çok bağlanacağız. Eğer bu olay aydınlatılmazsa utanç hepimize musallat olacak.

Özellikle de kadınlara seslenmek istiyorum. Erkeklerin utancını neden biz de taşımak zorunda kalalım?  

Neden bugüne kadar bir siyasi partinin yöneticisi olmuş kadınlar, kadın kollarında görev yapan kadınlar çıkıp erkeklerin yakasına yapışmadı: “Bu olayı aydınlatın sayın dava arkadaşlarımız!” demedi. Neden çıt çıkarmadan kafalarını çeviriyorlar?

Bugüne kadar neden siyasi bir partide görev almış kadınlar konuyu sahiplenmedi? Neden kentin ve ülkenin yöneticilerine seslerini duyurmaya çalışmadılar?

Yaptınız da bizim mi haberimiz olmadı? İddiaların doğru olmadığını mı öğrendiniz? Eğer öyleyse bunu da bizimle paylaşmak zorundasınız ki hepimiz bu utançtan kurtulalım!

Siz korkuyorsanız, 17 yaşındaki çocuk nasıl korkmasın? Nasıl dirensin başına gelenlere? Aileler nasıl korkmasın?

Utanç ve korku içinde yaşamak mıdır bizim kaderimiz?

Bu şehirde siyaset yapan her kadının oturup şu soruyu bir kez daha sorması gerekiyor kendine: Neden siyasetteyim?

Ya güce yakın olmak ya da güçsüzün yanında olmak için siyasete girilir. İşte size 17 yaşında başına bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey gelmiş bir insan, onun yanında değilseniz neredesiniz?

Toplumsal vicdanın yanında değilseniz, neredesiniz? Bu olayı duyup öfke ve üzüntüyle yaşama sevinci bir kez daha çalınmış insanların yanında değilseniz, neredesiniz?

Çocuklarının başına benzer şeyler geleceği korkusuyla uykuları kaçan ailelerin yanında değilseniz, neredesiniz?

Bu kentin sayın kadın siyasetçileri, kadınların yanında değilseniz, neredesiniz Allah aşkına?

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Buket Afkan



Anket Tahir Büyükakın'ı Başarılı Buluyor musunuz?