Kocaeli’de gazete çok mu, yok mu?

Kocaeli; Bursa ve Eskişehir gibi birkaç ille birlikte yerel gazetelerin etkili olduğu, okurla buluşabildiği nadir kentlerden biri olarak bilinir. Bunun en önemli sebebi sanayisinin ve ekonomisinin gelişmiş olması elbette. Ama yerel basın yıllar içinde gelişiyor mu, olduğu yerde sayıyor mu sorusunu yanıtlamak kolay değil.

Kocaeli’de basınının son 20 yıllık hikayesine şahit biri olarak medya kuruluşlarının okuyucunun gösterdiği teveccühü iyi değerlendiremediğine inanıyorum. Bu kentin üniversitesinde iletişim fakültesi olmasına, buradan mezun olan gençlere iş imkanı yaratacak şartların bulunmasına rağmen insan kaynakları kalitesinde pek bir yol alındığı söylenemez.

Özellikle internet sitelerinde temiz bir Türkçe’nin kullanıldığı, yazım kurallarına riayet edilmiş, doyurucu bir haber okumak neredeyse imkansız. Haber dilinin inceliklerine vakıf değil muhabirlerin ve editörlerin çoğu. Hakim olsalar bile zaman baskısı altında haberlerine gerekli özeni gösteremiyorlar Yani en başta bir dil sorunu var basınımızın. Dille yapılan bir işte dil kullanımı birinci önceliktir oysa.

5 N 1 K ise çok fazla geliyor gazetelerimize. “2 N Yarım K neyinize yetmiyor” diyen gazeteler var. Şu müdürlükte, şu işi yapan bir adam varmış ve herkes rüşvet aldığını biliyormuş! Gün geçmiyor ki bu tür dedikodular sahipleri tarafından “büyük gazetecilik” başarısı olarak sunulmasın.

İnternet gazeteciliği ile hayatımıza giren, olmadık başlıklar atarak habere tıklatma kurnazlığı da tüm hızıyla devam ediyor. Heyecanlanarak tıkladığınız bir haber başlığının altında son derece sıradan bir içerikle, hatta haber değeri olmayan bir olay ya da yorumla karşılaşıyorsunuz.

Dediğim gibi haberlere gereken zaman, emek harcanmıyor. İyi haberin bir maliyeti vardır. Bir muhabir habere zaman ve emek harcayacak ve bunun maddi bir karşılığı olacaktır. İşte o maliyetten kaçıldığı için 2 N Yarım K haberlerle gündem belirleme alışkanlığı oluşmuş. Bu da nitelikli okuyucunun yerel basından uzaklaşmasını beraberinde getirmiş.

Oysa bir kentin ne kadar nitelikli yöneticilere, bürokratlara ihtiyacı varsa, o kadar nitelikli bir kamuoyuna ve sivil toplum gücüne ihtiyacı vardır. Dedikodu niteliğindeki haberlerle nitelikli okuyucuya ulaşamazsınız. Nitelikli okuyucu kent gündeminden koptuğunda da meydan boş kalır. Oysa basının görevi kamuoyu oluşturmaktır. Kentteki dedikoduları yaymak değil.

Bir başka sorun gazetelerin çoğunun içerik olarak birbirleriyle neredeyse aynı olması. Çok fazla gazete ve haber sitesi var ama çoğunun birbirinden farkı yok. Yine aynı noktaya dönüyoruz: İnsan kaynaklarına yatırım yapılmıyor. Gazete, gazeteciler tarafından yapılır. Başka yolu yok!

Gazetelerde bir kimliksizlik problemi de var. Hemen hiçbir gazetenin hatları iyice belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir yayın politikası yok. “Haber vermek” bir yayın politikası değildir. “Tarafsızlık” boş bir iddiadır. “Özgürlük” sözcük olarak çok güzel de sadece bir sözcük olarak kaldığında anlam taşımıyor.

Yayın politikası dediğimiz şey, gazetenin sahip olduğu değerlerdir. Bu değerler demokrasi, evrensel insan hakları ve hukukun üstünlüğü de olabilir, milliyetçi-muhafazakar değerler de olabilir. Gazete savunduğu ilkeler ne olursa olsun bir değerler manzumesine sahip olmalıdır. Gazetenin kimliği bu tutarlılıktan doğar ve gelişir. Oysa ne içerikte ne de haberlerin sunumunda ciddi bir kimliğin yansıması okunuyor.

Ve herkesin şikayetçi olduğu şu konu var ki en büyük sorun haline gelmiş: Adeta küçük olsun benim olsun mantığıyla bir sürü gazete, sayısız internet sitesi kurulmuş. "Kentte bir ağırlığım olsun" diyen gazete kurdukça olan basının gücüne olmuş.

Kendi haber sitelerini kuran arkadaşlarımıza hak vermiyor değilim. Tek başlarına 3-4 kişinin işini yapmaya zorlanıp karşılığında da haklarını alamadıkları gazetelerden koptular ve kendi şanslarını denemek istediler.

Bunun yerine medya çalışanları güçlerini birleştirip çok daha nitelikli işler yapabilirdi. Pasta büyütülüp hakkaniyetli olarak dağıtılabilseydi herkes kazanırdı. Okuyucunun saygısı kazanılırdı her şeyden önce. Nitelikli okuyucu kazanılırdı. Gazetelerle ilişki halindeki güçlü bir kamuoyu kentin sorunlarına çözüm bulunmasında etkinlik kazanırdı. Kazan-kazan olabilirdi.

Türkiye’de yerel basının dünyadakinin tersine cılız kalmasının nedenlerini açıklamak için tarihte bir yolculuğa çıkmak gerekiyor elbette. Basın İlan Kurumu tarafından desteklenen, yani bizzat devlet eliyle dizayn edilen bir gelenekten geliyoruz. O yüzden meseleyi sadece gazete patronlarına, yöneticilerine, gazetecilere yıkmak, hakkaniyetsizlik olur. Ama bu kentin basın kuruluşları da şansını iyi değerlendirmedi.

Son olarak sadece yerelde değil, Türkiye’de medyanın kronik sorunları büyüyerek devam ediyor. Kamuoyu araştırmalarında bazı kurumların güven sıralamasında yer değiştirdikleri gözlenebiliyor dönem dönem ama medya hiçbir zaman güvenirlilikte son sıradan kurtulamıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Buket Afkan