İş Bilmezliği Ustalıkla Gizleme Sanatı

Çok değerli bir ağabeyimin akrabalarının işlettiği bir zücaciye mağazası vardı. O değerli ağabeyimin biri bekâr olan iki baldızı ile bacanağının işlettiği bir mağazaydı burası. Yine bu değerli ağabeyimin M**** adında bir de kayınbiraderi vardı. M, İlk üçü kız çocuk olan dört çocuklu bir ailenin tekne kazıntısı tek erkek evladı olarak dünyaya gelen ve bu nedenle şımartılarak büyüyen biriydi. Bu M mağazada ablaları ve eniştesiyle takılır, getir götür kabilinden işlerini yapardı. Bu mağaza aslında M ile ablalarına babalarından miras kalan bir yerdi. Ancak M hem iş bilmez hem de biraz sorumsuz, hadi sorumsuz demeyelim akla havada biri olduğu için onu mağaza yönetiminden uzak tutar, M’ye sadece getir götür kabilinden işler yaptırırlardı. Amerikan Dolarının 1,5 TL seviyelerinde olduğu zamanlardı ve öyle bir zamanda bu mağaza yılda 2 milyon TL’ye yakın ciro yapıyordu. Herkes halinden memnundu.

 

2008’de ülkemizi teğet geçen (!) krizin de etkisiyle mağazada işler biraz sıkıntıya girmişti. Krizi fırsata çevirme becerisi olan M “Siz ticareti bilmiyorsunuz, beceriksizliğinizle mağazayı batırıyorsunuz” diyerek ablalarının ve eniştesinin burnundan getirdi ve mağazanın bütün yönetim yetkisini tek başına kendi üzerine aldı. M, kendisini mağazanın mutlak kurtarıcısı olarak görüyordu.

 

Hayatı boyunca üzerine hiçbir sorumluluk almamış olan M, mağazanın yönetimini ve özellikle mağazanın kasasını ele geçirince geçmişinden ve ailesinden intikam alırcasına adeta “mağaza öyle batırılmaz böyle batırılır” moduna girdi. Tek erkek çocuk olarak büyümenin getirdiği bencillik ve sorumsuzlukla tam bir mirasyedi gibi hareket etti. Sattı, savurdu, gelen parayı alemlerde ezdi. M, diğer eniştesi olan benim o değerli ağabeyimi kah Ukrayna’dan arıyor, kah Tayland’dan arıyor ve alemlere nasıl aktığını anlatıyordu. Mağaza batıyordu ama M’nin ekonomisi şaha kalkıyordu maşallah.

 

Hazıra dağ dayanmaz. Paralar suyunu çekince M de nakit bulabilmek için bu defa banka kredisine başvurdu. Mağazayı, babadan kalma taşınmazları teminat göstererek bankalardan krediler aldı. Peki o kredileri işini kurtarmak için kullandı mı? Tabi ki hayır! Borç parayla hovardalığa devam etti bizim M.

 

Akıbet malum. Yazın yediğin hurmaların, kış mevsimi geldiğinde tırmalamak gibi bir adeti vardır. Çekilen kredilerin geri ödeme zamanı geldiğinde M tabi ki bankalara tek bir kuruş ödememişti. Çok kısa bir süre içinde ne mağaza kaldı ellerinde ne de baba yadigarı taşınmazlar. Ticaretin ustası olma iddiasıyla ortaya çıkan M, on yılların birikimi aile şirketini batırmış ve sadece kendisini değil iki ablası ile eniştesini de ekmeklerinden etmişti. Ablaları ile eniştesinin hikayesi burada sona eriyordu ama M gibi biri için böyle bir son asla son olamazdı.

 

Uçan kuşa borcu olan M, annesinin adına bir ızgaracı / kebapçı açmıştı. Hem hayırlı olsun deme hem de destek olma düşüncesiyle o değerli ağabeyimle birlikte M’nin dükkanına kebap yemeye gitmiştik. En iyi ürününün ciğer şiş olduğunu söyleyince biz de ciğer şiş söyledik. Siparişler hazırlanıp, ciğer şişler önümüze servis edilince daha renginden bu ciğerlerin yeterince pişmediğini anlamıştım. Yine de bir tadına bakayım dedim. Aman Allahım, ciğerler bildiğin çiğdi. O değerli ağabeyim de benimle aynı tepkiyi vermişti. Hemen kayınbiraderi olan M’ye “Yahu M****ciğim bu ciğerler pişmemiş, çiğ” deyince M hemen itiraz etti. “Olur mu abi dedi, bunlar süper pişmiş. Bak!” dedi ve “Bak!” demesiyle birlikte o çiğ ciğerleri bir bir ağzına atıp çiğnemeden yutmaya başladı. Bir yandan “Bak süper pişmiş” diyor, diğer yandan çiğ ciğerleri leblebi gibi ağzına atıyordu. Anlayacağınız bizim M işinde ustalaşmayı bırakın, asgari seviyede bile iş yapmayı öğrenememişti ancak iş bilmezliğini ustalıkla gizlemeyi çok iyi öğrenmişti.

 

Hatır için çiğ tavuk bile yenir derler ama o günkü çiğ ciğer tecrübesinden sonra M’nin dükkânına bir daha hatır için dahi gitmedik. Sonradan öğrendik ki M, annesi adına açtığı bu dükkânın vergi ve SGK borçlarını ödememiş hatta elektrik, su faturalarını bile ödememiş. Baba yadigârı taşınmazlarını yok pahasına bir bir kaybettiği yetmiyormuş gibi, üstüne bir de annesini devlete karşı ciddi şekilde borçlandırmıştı.

 

M işte böyle bir adamdı ama her şeye rağmen M iyi bir adamdı. Çünkü M sadece kendi ailesinin malvarlığını heba etmişti. Kriz ortamında ortaya çıkıp “ben ülkeyi daha iyi yönetirim” diye iktidarı alıp bütün ülkeyi heba eden, bütün ülkeyi borç batağı içinde bırakan kimleri kimleri gördü bu gözler. M iş bilmezliğini örtmek için çiğ ciğerleri kendisi yer, ağrıtırsa kendi karnını ağrıtırdı. Kendi iş bilmezliklerini ört bas etmek için milletin karnını ağrıtanları gördü bu gözler. Onlarla bizim M’yi kıyasladığım zaman, M onların yanında baya baya eli öpülesi biri olarak kalıyor. Onların yanında bizim M’ye can kurban!

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürkan Uysal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Halk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Halk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Halk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Halk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Halk Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (541) 450 76 90
Reklam bilgi