Değerli okuyucularım. Merhaba.

1999 Marmara Depreminin üzerinden 21 sene geçti. O gün bütün iletişim araçları sustu. Rahmetli Bülent Ecevit’in deyimiyle “Ankara 1999 Marmara depremini  bir gün sonra öğrendi”. Depremin büyüklüğünün açıklanması bile üç kere değişti. Önce Kandilli 6.9 dedi. Sonra 7.2 oldu. Amerika kaynakları 7.8 dedi. Sonuçta Kandilli 7.4 te karar kıldı. Bu rakamlar arasındaki küsurat farkları sizi yanıltmasın. Her birisi arasındaki fark bir öncekinin 10 misli veya üç öncekinin 100 mislidir. Yani o bölgede oluşacağı tahmin edilen hasar bu kadar fazladır. Bu rakamlar dikkate alınarak Kızılhaç önderliğinde tespit edilen hasar bilgilerine göre oluşturulan yardımlar Türkiye’ye hava yoluyla girdi. Hatta bu yardımlar geçicide olsa   yer yer engellendi. Buna paralel olarak da Kocaeli’ne ve Adapazarı’na yardımlar bir gün gecikmeyle geldi. Gerek basın gerekse bazı sivil kuruluşlar Kızılay’a yüklendiler. Ecevit gelen yardımların bir kısmını maaşların  ödemesinde kullandığını söylediği halde kimsenin sesi çıkmadı. Kocaeli’ne 220,000 çadır girmesine rağmen bu çadırların yüzde onu bile geri dönmedi. Çadırlar bazı vatandaşların bodrumlarında çürüdü. Halkımız büyük özveri gösterdiğinden gıda sıkıntısı, ısınma, giyinme ve battaniye sıkıntısı çekilmedi. Halkımızın iş makinaları yıkıntılarda ücretsiz çalıştı. Gönüllüler yıkıntılar altından can kurtarmak için canla başla gayret ettiler. Vefat edenlerin cenazeleri de güç şartlarda kaldırıldı. Çok miktarda cenaze kayıt dışı kaldı. Aileleri tarafından bulunamadı.

Bilhassa bindokuzyüzlü yıllarda uygulanan inşaat yapım usulü ile ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan malzeme teminsizliği de yıkımlara davetiye çıkardı. O yıllarda hat safhada demir ve çimento sıkıntısı vardı. Bilhassa1975-1980 yılları arasında  ithal edilip inşaatlarda kullanılan  demir ve çimento sorunlu  idi. Demir ve çimentoda kota uygulanıyordu. İhtiyaç sahipleri ihtiyacı ölçüsünde demir ve çimento alamıyordu. Valiliğe müracaat edip tahsis çıkarttırıyordu. Demirler Bulgaristan ve Romanya’dan ithal ediliyor, bunların çoğunluğunu da hurdadan çekilmiş demirler teşkil ediyordu.

Yine İthal çimento çoğunlukla Romanya’dan geliyor, yolculuk esnasında toz halindeki çimentolar Karadeniz’in rutubetinden etkilenerek taşıyan gemilerin ambarlarında donuyordu. Bazı ithalatçı firmalar bu donmuş çimentoyu gemilerin güvertelerine koydukları konkosörlerle öğütüp müteahhitlere satıyorlardı. Kum ve çakılda yıkanmadan inşaatlarda kullanıldığından derelerden sağlandığında çamurlu, denizden sağlandığında tuzlu oluyordu.  Çoğu inşaatlarda betoniyer kullanılmadığından, çamurlu ve ya tuzlu çakıl, konkoserle öğütülmüş donmuş çimento ile yerde elle karıştırılarak tenekelerle amelelerin sırtında kalıplara taşınıyordu. Beton test cihazları da yaygın olmadığından standartlara uygun olmayan şekilde dökülmüş betonun kalıpta belli bir süre donduktan sonra beton dayanıklılık  testide yapılmıyordu. Bütün bunların yanında en büyük sorunda bilhassa yaz aylarında olan su sıkıntısı idi. Betonları ıslamak için gerekli su, belediyelerden güçlükle temin ediliyor, temin edilen su da ancak tabliyeleri( döşeme) sulamaya yetiyordu. Kolon ve kirişler sudan istifade edemiyordu. Bilhassa Temmuz ve Ağustos ayına denk gelen betonlar susuzluktan yanıyordu.

Bu şekilde teknik şartlardan uzak yapılan inşaatların devlet tarafından finansman yardımı da işin bir başka ilginç yanıydı.

Bu günkü gibi imkânlar olmadığı için evini onaracaklara taksitle ödemek üzere bir miktar borç veriliyordu. Yıkılan veya yıkılmayıp hasar alan binalarla alakalı uzun süren mahkemeler oldu. Araya bir kısım uyanık avukatlar girdi. Depremzedelere, depremzâdelik vaad ettiler. Depremzedeler arasında hem kalıcı konut alıp, hem de hasarlı binasının tazminatını ruhsatta imzası olanlardan tahsil ederek, hasarlı binanın arsasını da satmak suretiyle depremzâde olanlar oldu.

Bu mevcut kanunlardaki çelişkiler sayesinde meydana geldi. Deprem zamanı alınan alelacele yargıtay kararları ve Bakanlar kurulu kararları mağduriyetlere yol açtı.

Bu gün bu kötü inşaat sistemi çok şükür yok. Beton firmaları var. Kaliteli nervürlü demir imalatı var. Yapı denetim firmaları var. Çok büyük bir deprem olmadığı müddetçe yeni yapılar kolay kolay yıkılmaz. Lâkin hasar alabilirler. 

Bina depreme dayanmış, yıkılmamış ama hasar almış. Bu durumda ne olacak? 

Ortaya  nasıl adaletsizlikler çıkacak?

İşte bu gün gündemimde bu konu var. Buradan mevcut hükümete sesleniyorum. Bari siz

DURDURUN BU ADALETSİZLİĞİ

Bu adaletsizlik bu gün içinde geçerli.

Şimdi diyeceksiniz ki, nedir bu adaletsizlik?

Efendim her gün yapılan binlerce yapıları düşünün.

Bu yapıların  projelerini çizenler var. 

Statik hesaplarını yapanlar var.

Bu projeleri onaylayanlar var.

Bu yapıları denetleyen yapı şirketleri var.

Bu binaları yapan müteahhitler var.

Bu müteahhitlerin kalfaları ve ustaları var.

Hasılı binanın yapımında emeği olan bir hayli kişi var.

Düşünün ki bir deprem oldu. Olan depremde bazı binalar yıkıldı. 

Bazıları da yıkılmadı, fakat hasar aldı.

Her iki durumda da az kusurlu çok kusurlu herkesin başı belâda.

Çünkü ortada bir biriyle çelişen kurallar var.

Kurunun yanında yaşında yandığı olaylar var. 

Nedir onlar? 

Şimdi onlara bakalım.

1-Binanın yapımında emeği olanların sorumluluğu ne kadardır?

2-Bu sorumluluk ne zamana kadar sürer?

Her türlü alet edevatın, eşyanın, vasıtanın, makinanın üretiminde üreticinin 1 yıldan başlayıp Azami beş yıla kadar süren sorumluluğu olduğu halde, yapılarda böyle değil.

Binanın inşasında görev yapan bir çok meslek erbabı var. Herkes üzerine düşeni yaptığı zaman bir yapı inşa edilebiliyor. Dolayısıyla katkı koyan her meslek sahibinin  bir olumsuzlukla karşılaşıldığında sorumlu olması gereklidir. Bu gayet normaldir. Tabii ki  bu sorumluluk hakkaniyet ölçüsünde olmalıdır.

Bu konuda,

-İmar kanunu farklı diyor.

-Yapı denetim kanunu farklı diyor.

-Yargıtay farklı diyor.

-Borçlar kanunu farklı diyor.

Önce sorumluların sorumluluk sürelerinden başlayalım.

Yapı denetim kanununa göre:

Madde:3 “……Yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar, mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu olması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı, kusurları oranında sorumludurlar. Bu sorumluluğun süresi; yapı kullanma izninin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı sisteminden dolayı on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlarda ise iki yıldır.”

Deprem olmadığı müddetçe bu böyle. Yapı denetim kanunu böyle demesine rağmen deprem olduğunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu:

“Deprem tarihi suç tarihidir.” diyor. 

Böylece yapı denetim kanunundaki süreleri bozmuş olmuyor mu? 

Bu durumda Hakim tarafından Yapı denetim kanunundaki 15 yıllık  sorumluluğa itibar edilmiyor. Deprem ne zaman oluyorsa, sorumluluk o zaman başlıyor.

Güzel bir teşbih var.

“250 yıl önce Mimar Sinan’ın yaptığı yapı depremde hasar alırsa, torunları bu durumdan etkilenecek”

Bu şekilde süresi belirsiz hale gelen bir sorumluluk ne kadar hakkaniyetlidir?

Gelelim yapı sorumlularının sorumluluk oranlarına;

Yapı denetim kanunu madde:3 te “Yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte………….kusurları oranında sorumludurlar.”

Demesine rağmen Borçlar Kanunu madde: 61 de;

“Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Diyor.

Değerli okuyucularım!

Değerli meslektaşlarım!

Bu durumda ortaya çok büyük bir çelişki çıkmıyor mu?

Bir tarafta 15 yıl sorumluluk, diğer tarafta depremin ne zaman olacağı belli olmadığından dolayı sonsuz sorumluluk.

Bir tarafta kusurları oranında sorumluluk, diğer tarafta müteselsil sorumluluk.

Deprem meydana gelip te, iş mahkemeye yansıyınca ne olacak dersiniz?

Teknik adamlar binaların yapı kullanım izinlerinin alındığı tarihten itibaren 15 yıl sorumlu olduklarını sanıyorlar ama depremden sonra öyle olmayacak. Sorumlulukları deprem ne zaman olursa o zaman başlayacak. Ayrıca kusurları oranında sorumlu olmayacaklar. Birbirleri ile müteselsil sorumlu olacaklar.

Bu demektir ki;

50 yıl sonra deprem olduğunda, 50 yıl önce yapılan binanın sorumluları yapı denetim kanunundaki sorumluluk sürelerine bakılmaksızın yargılanacaklar. Üstelik zararı, kusur oranına göre değil de, kusuru %1 dahi olsa, eğer mal varlığı müsaitse diğer kusurlularla müteselsil olmasından dolayı, zararın tamamını malı olan ödeyecek. Daha sonra diğer kusurlulardan alabilirse alacak. Hasara uğrayanları korumak adına, hasara uğratanlara haksızlık yapılmaktadır. Zira mahkeme kanalıyla konu bilirkişiye intikal ettiğinde, bazı bilirkişilerin  kusuru olmayana dahi küçük bir oran diye %1 kusur isnat ettikleri oluyor. Bunu fırsat bilen avukatlar tapudan o binanın sorumlularının mal varlıklarını araştırıyorlar ve mal varlığı olana bina malikleri adına tazminat davası açıyorlar.

Ben bu yasaları birleştirdiğimde bir İnşaat Mühendisi olarak bunları anlıyorum. Farklı anlayanlar var ise beni aydınlatabilir. Bu durum karşısında mal varlığı olan bir teknik adam( meselâ Mühendis, veya Mimar) nasıl projecilik veya deneticilik yapacak? 

Yıllarca emek verip elde ettiklerini bir depremde bu çelişkiler yüzünden kaybetmeyecek mi?

Depreme dayanıklı yapı tasarım ilkesi;

“Depreme dayanıklı yapı, hasar alacak lâkin çökmeyecek. İçinden insanlar canlı çıkacak.”

olduğu halde, bu konuda ben mahkeme oldum. Yüklü bir tazminat davasına muhatap oldum. Depremzede gözüküp depremzâde olmak isteyenler vardı. Binalar çökmediği halde, ayakta kaldıkları halde, binalarda oluşan kıvır zıvır zararlar dolayısıyla açılan davalarda, bilirkişiler bana %1 kusur verselerdi, çok yüksek bir tazminat ödemeyle karşı karşıya kalacaktım. Çok şükür ki hiç kusur vermediler de beraat ettim.

Bu çelişkiyi yıllar öncede dile getirdim. Yazmadığım yer kalmadı. Odalar, Bakanlıklar, Milletvekilleri vs. Gazetelerde makalede yazdım. Ankara’da o zamanın yetkilileri ile de görüştüm. Yıllar sonra İnşaat mühendisleri odasının bu konuyu bir rapor halinde  hükümetin ilgili Bakanlığına aktardığını öğrendim. Buna rağmen hala ortada bir gelişme yok. Bu kanun maddeleri var olduğu müddetçe, inşaat ile ilgili herkes son derece haksız bir sorumlulukla karşı karşıya bulunmaktadır.

Şimdi soruyorum.

A-Sayın Cumhurbaşkanım

B- Sayın Bakanlarım

C-Sayın Millet vekillerim

D- Sayın Meslek odaları Başkanlarım

Bu haksızlığa ne zaman müdahale edeceksiniz?

Bu güne kadarki depremlerde çok insan haksızlığa uğradı.

Yeni bir deprem olmadan bu haksızlığı çözmek zorundasınız.

%1 kusuru olan veya %99 kusuru olan herkes, kusurları oranında sorumlu olsunlar. Doğacak tazminatı yapı denetim kanununda yazdığı gibi kusurları oranında ödesinler. Kusuru az olan, başkalarının kusurunu da üstlenip, bütün malvarlığını kaybetmesin.

Bu adaletsizliğin bir an önce giderilmesi için yukarıda bahsi geçen kanunlarda (yargıtay kararı ve borçlar kanunu)acil olarak basit düzenlemeler yapılması gerekir. 

Bu işlemler çok zor işlemler değil. Bir gecede nice kanunlar çıkıyor. Yeter ki konunun üzerine gidilsin. Acele etmek gerekir. Zira yeni bir depremin ne zaman olacağı belli değildir.

Demedi demeyin.

Kalın sağlıcakla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar T. Muzaffer Şişmanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Halk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Halk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Halk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Halk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Halk Gazetesi, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (541) 450 76 90
Reklam bilgi