Cefa Vinç
Cefa Vinç
Özel Haber Haber Girişi: 04.07.2022 - 13:22, Güncelleme: 04.07.2022 - 13:57

Yahyakaptan, KARA FATMA ve İpsiz Recep'i İZMİT'in kurtuluşunun 101.yılında anıyoruz

 

Yahyakaptan, KARA FATMA ve İpsiz Recep'i İZMİT'in kurtuluşunun 101.yılında anıyoruz

İzmit'imizin düşman işgalinden kurtuluşunun 101.yılında,Türk Milleti'ne yaşatılanları, içlerinden çıkan kahramanları ve yaptıkları mücadeleleri unutmuyoruz. Tarihte İzmitlilere yapılan zulmü genç nesillerin öğrenmesi, unutmaması, bu vatanın, memleketimizin kurtuluşu için mücadele eden Yahyakaptan, Kara Fatma, İpsiz Recep gibi nice kahramanlarımızın o günün zor şartlarında bizlerin bugün yaşadıkları hürriyeti için verdikleri mücadeleyi bilmeli ve anlatmalıyız.
28 Haziran 1921'de Türkler İzmit'i düşmanın elinden kurtardı. Bundan tam 101 yıl önce düşman esaretinden kurtulan İzmit o yıllarda çok eziyet gördü. . İzmit Tersane duvarı önünde çekilmiş fotoğrafta İzmitli vatandaşın kurşuna dizildiği görülüyor. Belki önünden yürüyerek geçtimiz, farkında bile olmadığımız bu duvarın dili olsada İzmitlilerin tarihte başına gelenleri söylese! Sudan bahanelerle İzmit Tersane duvarı önünde (günümüzde Merkez Bankasına yakın bir mevki)  birçok İzmitli vatandaş kurşuna dizilerek yaşam hakkının elinden alındığını yazan tarihçiler var. 1918 yılı Kasım ayında İngilizler İzmit'i işgal etti. Bu işgalin üzerinden yaklaşık iki sene sonra Yunan askeri İzmit' gelmişti. İşgalin devam ettiği bu yıllarda İzmit Milli Mücadele için ciddiyet arz ediyordu. İstanbul ve Anadolu arasında silah ve asker sevkiyatı için stratejik önemi olan İzmit'te Yunan askerinin, Rum ve Ermeni çetelerinin  zulmü Karamürsel'den Kandıra'ya, İzmit'ten Yarımcaya  Haziran 1921 tarihine kadar devam etti. Yunan askerinin geri çekilmeye başladığı, tarihçi bazı yazarların İzmit Katliamı olarak adlandırdığı 24 Haziran 1921 günü sabahı 300'den fazla İzmitli'yi işgal kuvvetleri tarafından katledilmişti. Karamürsel'de, Kandıra'da birçok köyü yağmalayıp, yakarak geri çekilen Yunan ordusu ve hamisi İngiliz güçlerinin 101 yıl önce yaptığı, sebebiyet verdiği zulümler, katliamlar bugün bile  unutulmadı. İşte o dönemde İngilizlerin hamiliğinde yapmadığı zulmü bırakmayan Yunan ordusuna karşı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere birçok Kuvvayı Milliyeci ve zulme karşı çıkan Türk halkı boş durmamıştı. Bugün isimlerini saygıyla yad ettiğimiz YAHYAKAPTAN, KARA FATMA, İPSİZ RECEP hakkında çok daha fazla tarihsel ve akademik çalışma yapılması gerekliliğine inanıyoruz. Kahramanlarımız hakkında belki ilerleyen yıllarda belgeseller, sinema filmeleri yapılması, onların yaptıkları fedakarlıkların unutulmamasını, yeni kuşağın ülkemizin kurulması için ecdadımızın ne bedeller ödediğini anlamaları, öğrenmeleri adına anlamlı olacağına inanıyoruz.   İPSİZ RECEP Kuva-yı Milliye’nin milis liderlerinden olan İpsiz Recep’1862 yılında Rize’de doğduğu. Sülale adı “Abdullah Emiralioğlu”dur. Hüseyin Bey ve Cemile Hanım’ın dört çocuğunun ikincisidir. Kabadayı, mücadeleci, dinine bağlı bir kişi olarak tanınırdı. Ayrıca nişancılığının iyi olduğu ve yoksullara her daim yardım ettiğine dair veriler mevcuttur.  “İpsiz” lakabıyla ilgili farklı anlatımlar vardır. En yaygın olanı, Rize’deki malını satıp bir kısmını cezaevinde sıkıntı çeken arkadaşlarına, kalan kısmını da camiye hibe ettiği ve bu nedenle malı mülkü kalmadığından kendisine bu lakabın takıldığıdır. Bu lakap haricinde  özellikle Milli Mücadele yıllarında yaşının büyüklüğü nedeniyle kendisine duyulan saygıdan dolayı daha çok“emice” diye anılmıştır.  I. Dünya Savaşı sonrası  memleketin dört bir yanı işgal edilmeye başlanmıştı ve azınlıklar Müslümanlara karşı çetecilik faaliyetlerini yoğunlaştırmıştı. Rum çetelerinin yoğun faaliyette bulunduğu bölgelerden biri İstanbul-Kocaeli bölgesiydi. Bu durum Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da başlayan Kuva-yı Milliye hareketinin kısa zamanda İzmit bölgesine yayılmasına neden oldu. O günlerde Recep Reis, Kefken’den İstanbul’a geçti. Çeşme Meydanı’nda kahvede otururken, M.M. Örgütü’nün önemli isimlerinden Harbiye Nezaretinde görevli Yüzbaşı Ziya Bey yanına gelerek kendisiyle  İstanbul’da özellikle de Sarıyer muhitinde dehşet saçan Rum çeteleriyle mücadele etmesi hakkında konuştu. Recep Reis teklifi kabul ederek kısa sürede bir müfrezesini kurdu. Ardından Rum ve Ermeni çeteleriyle mücadeleye başladı. Sarıyer’de teşekkül eden bir Rum çetesi Uskumruköy ile Bahçeköy arasında sıkıştırıldı ve hepsi öldürüldü.Recep Reis’in müfrezesinin adını duyurduğu ilk hadiseden sonrada Türk halkına zarar verenlerle mücadelesi devam etti. . Takip eden günlerde de azınlık çetelerine yönelik baskınlar yaptı. Boğaz’da bir lokantada yemek yediği tespit edilen Andon Çetesi ortadan kaldırıldı. Kartal’da ve yine İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan Paşaköy’de bulunan iki Rum çetesinin tüm üyeleri öldürüldü. Çetelere karşı yürütülen mücadele işgal kuvvetlerine karşı da yürütülüyordu. Bazen münferit bazen de toplu bir şekilde işgal gücü askerlerine karşı eylemler yapıldı. Faaliyetleri nedeniyle İngilizler tarafından her yerde aranan İpsiz Recep  Kefken’e geçerek Kandıra ve İzmit civarındaki çetecilerle savaştı. Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa, Recep Reis’i Ankara’ya çağırdı. Paşa, kendisine verilen her emri yerine getirmek için canla başla mücadele eden bu milis liderini Ankara’da iyi karşılamış, kendisine “Emice” diye hitap ederek, ona iltifatta bulundu. İpsiz Recep'in müfrezede bulunanların bir kısmı Rize’ye bir kısmı da İstanbul’a dönerken, bazıları da Karasu ve civarında Rumlardan boşalan mülklere yerleştirildi. Recep Reis önce Kızılcık köyüne sonrasında denize kıyısı olan Yenimahalle’ye taşındı. 11 Haziran 1928 tarihinde vefat ettiği güne kadar burada yaşanayan İpsiz Recep  Karasu Ulu Cami yanında bulunan mezarlığa defnedildi. Recep Reis, Milli Mücadele’deki hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi. Savaş sonrası yazılmış çeşitli belgelerde “Milis Kumandanı”, “Milis Yüzbaşı”, “Milis Süvari Yüzbaşı”, “İhtiyat Milis Mülâzım (teğmen)” gibi rütbe ve unvanlarla anıldı. İpsiz Recep'in hayatıyla ilgili olarak TRT'de dizi çekilmiş, Recep emice karekterini  Kadir inanır canlandırmıştır.   KARA FATMA(FATMA SEHER ERDEN)   Milli Mücadele kahraman kadınlarından , aslen Malatya / Aladağlı olup Yusuf Ağa’nın kızıdır. Gerçek adı Fatma Seher Erden’dir. Subay olan Derviş Bey ile evlenmiş ve Balkan Savaşı (1912-1913)’na katılmıştı Bu savaşta eşi ile Edirne’de Yanık Kışla’da bulundu. Daha sonra ailesinden on kadar kadını örgütleyerek Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)’na katıldı. Kafkas Cephesi’nde çarpışan eşi Sarıkamış’ta şehit düşünce Erzurum’a döndü. Erzurum’da bir süre kalan Fatma Seher Hanım, Sivas Kongresi’nde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşüp, milli mücadeleye katılmak istediğini söyleyince, Mustafa Kemal kendisinin cesareti, gözü pekliğinden dolayı “Kara Fatma” olarak anmış ve görevlendirmiştir. İstanbul’a dönen Kara Fatma, on beş kadar vatansever genci etrafında toplayarak Kocaeli’ne geçmiş, köylerde durumu asla belli etmeden tam bir teşkilat kurmayı başarısıyla Geyve’de cephe tutmuştur. Halit Beyin komutasında bir yıla kadar çalışmış,bu sırada bir çarpışmada ilk kez yaralanmıştır. Bağlı olduğu birlik kaldırılınca da Fatma Seher Erden  orduya çavuş rütbesiyle tekrar  girdi. Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesi’nde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922)’nde Mehmetçikle birlikte, düşmanı ülkeden çıkarma yolunda destanlar yazdıran Kara Fatma memleketin kara günlerinde, bütün kadınlığı gönülden temsil eden, vatan için, bağımsızlık için dövüşen ve adı sık sık gündeme gelen bir halk kahramanı olarak anılmaya başladı. Kara Fatma, ülkesinin endişeli günlerinde  sayılı kahramanlarından, kadınlarından en saygıya değer olanlarından birisi olarak  Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikupis’in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçmişti. Kara Fatma, 26-27 Ağustos 1921 tarihli 193 sayılı Liva tamimi ile kahramanlıkları takdir edilerek, başka birliklere de örnek gösterilmiş, çavuşluk rütbesini aldı. 1922 yılında Ankara’daki bir atış yarışmasında birinci gelmiş, bu nedenle de kendisine teğmen rütbesi verilmiştir. Milli Mücadeleden sonra üsteğmen rütbesi ile emekli edilen Fatma Seher Erden emekli maaşını Kızılay’a bağışlamıştı. Kocaeli ilinde özellikle Seğmen, Başiskele, Bahçecik'te bulunan Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele eden KARA FATMA'nın İzmit'in kurtuluşunda önemli katkıları olmuştur.   YAHYA KAPTAN       1891 ylılında Makedonya Köprülü'de doğan, Teşkilatı Mahsusa üyesi,  Kuvvay-ı Milliye komutanlarından Yahya Kaptan'ın Kocaeli için verdiği mücadele, Atatürk'ün Nutuk'ta özel bir yer ayırdığı bu saygıdeğer komutanın haksızlığa karşı duruşuyla bilinir. Cesur ve atik bir genç olan Yahya Kaptan amcasına saldıran bir Bulgar'la kavga etmiş ve öldürmüştü. Dağa çıkan genç Yahya reis kendi adamlarından oluşan bir birlik kurmuş, 1. Dünya Savaşı öncesinde Türk köylerine saldıran Sırp ve Bulgar çetelere karşı mücadele etmeye başlar. O yıllarda çete reislerine Kaptan denildiğinden bu onun lakabı olur. Daha sonra Balkan savaşlarına katılan Yahya Kaptan Osmanlı kuvvetlerine bölgedeki Sırp kuvvetleri hakkında önemli bilgiler veriyordu. Bölgede Sırplara karşı çete savaşlarını başarı ile yürüttü. Daha sonra başlayan 1. Dünya savaşında, Osmanlı devletinin kurduğu istihbarat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’da görev aldı. Makedonya’da ve Irak cephesinde önemli görevler yaptı. Makedonya’da Sırplara karşı kundaklama faaliyetlerini yürüttü. Daha sonra gönderildiği Irak cephesinde, isyancı Arap aşiretlerinin çölde yürüttükleri çeteciliğe karşı faaliyetler yürütmeyi üstlendi. İttihat ve Terakki’nin ünlü silahşoru Yakup Cemil ile Irak Cephesi’nden dönerken tanışan Yahya Kaptan, onun idealizminden, coşkusundan, diriliğinden oldukça etkilendi.  Yakup Cemil 11 Eylül 1916’da idamından sonra Yahya Kaptan da Irak’a sürgüne gönderilir. 1. Dünya savaşı sonunda Osmanlı orduları Irak’tan çekilirken Yahya Kaptan da İstanbul’a geldi. Bu arada Teşkilat-ı Mahsusa da dağıtılmıştı. Yahya Kaptan, eski İttihatçıların kurduğu gizli bir örgüt olan Karakol Cemiyetinin Menzil grubuna katıldı. İstanbul’da İtilaf devletlerinin tehlikeli gördüğü eski İttihatçıların, tutuklu bulunduğu ve Bekirağa Bölüğü denilen hapishanenin basılmasında görev alan Yahya Kaptan  Halil Paşa’nın kaçırılmasını sağladı. Karakol Cemiyetine bağlı Menzil grubu Anadolu’da başlayacak  mücadele için insan ve malzeme aktarımını sağlamak amacıyla Kocaeli yarımadasının kontrolde tutulmasını üstlendi.İstanbul’dan ayrılarak Tavşancıl’a gelen Yahya Kaptan Kocaeli ve civarında  bulunan İtilaf devletlerinden güç alarak Türklere şiddet uygulayan Rum çeteleriyle mücadeleye başladı. Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle İstanbul’a yakın olan İzmit bölgesinde yapmayı düşündüğü; o bölgede silahlı ulusal birlikler kurmak ve güvenilir komutan ve subayların, bunlara yapacakları yardım ve desteklerle, hain çeteleri yok etmekti. İzmit Kuvvay-ı Milliye örgütü bu iş için en uygun kişinin  İzmit’te Yahya Kaptan’ın olacağını bildirmişti. Konudan haberdar edilen Yahya Kaptan Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal Paşa ile bir telgraf göndererek temasa geçti ve görevine başladı. Yahya Kaptan, kurduğu örgütle aylarca İstanbul’la ilişkisi bulunan hain ve işbirlikçi çetelerin etkinliklerine engel oldu. Yahya Kaptan’ın Mustafa Kemal Paşa ile temas hâlinde olması ve eski İttihatçılardan giderek uzaklaşmaya başlaması, Karakol Cemiyetinin de kendisine karşı cephe almasına sebep oldu. Kendisinin yaptıklarından memnun olmayan İstanbul Hükümeti ve onun bölgedeki işbirlikçileri Yahya Kaptan’ı bölgeden uzaklaştırmaya çalışmış, Yahya Kaptan’ı çekemeyen bir başka Karakol Cemiyeti üyesi binbaşı Ahmet Necati Bey; Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf göndermişti. Telgrafta Yahya Kaptan'la alakalı olarak şu bilgiler yer alıyordu. 'Adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme ve köylerde yağma yapma gibi suçlarla Yahya Kaptan’ın hükümete teslimi mecburiyetinin doğduğunu ve Dahiliye Nazırı’nın da bu konuyu özenle izlediği' bildirilmişti. Mustafa Kemal Paşa  en başından beri Millî Mücadele’de büyük yararlıklar gösteren Yahya Kaptan’ın, hükümete teslimini asla uygun görmemiş, durumun araştırılmasını İzmit’teki Tümen komutanlığına bildirmişti. Tümen komutanlığı yaptığı araştırmada Yahya Kaptan’ın adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme gibi suçlar işlemediğini ortaya çıkardı. İstanbul Hükümeti boş durmamış, Yahya Kaptan’ın, İstanbul girişinde örgütlenmiş bir durumda bulunması, Kuvvayı Milliye’ye karşı cephe almış bulunan kimseleri yıldırdığından, kendisinin ortadan kaldırılması istiyordu. 06.01.1920 günü sabaha karşı kuşatılan Yahya Kaptan teslim oldu. Köy dışına çıkarıldı ve 9 0cak 1920’de Yahya Kaptan’ın eşi, şehadet olayı üzerine Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafla olayı şöyle açıklamıştı: “…İstanbul, 14.1.1920, Ankara’da Kuvayı Milliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne, Eşim Yahya Kaptan, sırf sizinle olan ilgisi dolayısıyla ve yasa karşısında suçlu olmaksızın teslim olduğu hâlde, Gebze’de şehit edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hakkın yerini bulması için Adliye ve Dahiliye Nazırlıklarına başvuruldu. İki tane yetimle perişan bir durumdayız. Bu konuda yüksek girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz, buyruk sizindir. Karagümrük’te Keçeciler’de Karabaş Mahallesinde 19 numarada Yahya Kaptan eşi Şevket Hanım.” Mustafa Kemal Paşa bu olaya çok üzülmüş, olayı sonuna kadar takip etmiş ve Yahya Kaptan’ın ailesine maaş bağlatmıştır. Olayın sorumlularının adalet önünde yargılanmaları Mustafa Kemal paşanın ısrarlı girişimleri sayesinde olmuştur. Atatürk NUTUK'ta 29 yaşında şehit olan Yahya Kaptan'dan bahsetmiştir. Tavşancıl'da şehit olan Yahya Kaptan 29 yaşına kadar ömrü mücadele ile geçmişti. Kocaeli'de halka zulmeden birçok çetenin kökünü kazımış bu değerli komutanı günümüz gençlerininde bilmesi, 101.yılını kutladığımız 28 Haziran'da nice kahramanlarımız olduğunu, hepsini saygı, sevgi ve minnetle yad ettiğimizi birkez daha paylaşmak isteriz.
İzmit'imizin düşman işgalinden kurtuluşunun 101.yılında,Türk Milleti'ne yaşatılanları, içlerinden çıkan kahramanları ve yaptıkları mücadeleleri unutmuyoruz. Tarihte İzmitlilere yapılan zulmü genç nesillerin öğrenmesi, unutmaması, bu vatanın, memleketimizin kurtuluşu için mücadele eden Yahyakaptan, Kara Fatma, İpsiz Recep gibi nice kahramanlarımızın o günün zor şartlarında bizlerin bugün yaşadıkları hürriyeti için verdikleri mücadeleyi bilmeli ve anlatmalıyız.

28 Haziran 1921'de Türkler İzmit'i düşmanın elinden kurtardı. Bundan tam 101 yıl önce düşman esaretinden kurtulan İzmit o yıllarda çok eziyet gördü. . İzmit Tersane duvarı önünde çekilmiş fotoğrafta İzmitli vatandaşın kurşuna dizildiği görülüyor.

Belki önünden yürüyerek geçtimiz, farkında bile olmadığımız bu duvarın dili olsada İzmitlilerin tarihte başına gelenleri söylese! Sudan bahanelerle İzmit Tersane duvarı önünde (günümüzde Merkez Bankasına yakın bir mevki)  birçok İzmitli vatandaş kurşuna dizilerek yaşam hakkının elinden alındığını yazan tarihçiler var.

1918 yılı Kasım ayında İngilizler İzmit'i işgal etti. Bu işgalin üzerinden yaklaşık iki sene sonra Yunan askeri İzmit' gelmişti. İşgalin devam ettiği bu yıllarda İzmit Milli Mücadele için ciddiyet arz ediyordu. İstanbul ve Anadolu arasında silah ve asker sevkiyatı için stratejik önemi olan İzmit'te Yunan askerinin, Rum ve Ermeni çetelerinin  zulmü Karamürsel'den Kandıra'ya, İzmit'ten Yarımcaya  Haziran 1921 tarihine kadar devam etti.

Yunan askerinin geri çekilmeye başladığı, tarihçi bazı yazarların İzmit Katliamı olarak adlandırdığı 24 Haziran 1921 günü sabahı 300'den fazla İzmitli'yi işgal kuvvetleri tarafından katledilmişti. Karamürsel'de, Kandıra'da birçok köyü yağmalayıp, yakarak geri çekilen Yunan ordusu ve hamisi İngiliz güçlerinin 101 yıl önce yaptığı, sebebiyet verdiği zulümler, katliamlar bugün bile  unutulmadı.

İşte o dönemde İngilizlerin hamiliğinde yapmadığı zulmü bırakmayan Yunan ordusuna karşı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere birçok Kuvvayı Milliyeci ve zulme karşı çıkan Türk halkı boş durmamıştı. Bugün isimlerini saygıyla yad ettiğimiz YAHYAKAPTAN, KARA FATMA, İPSİZ RECEP hakkında çok daha fazla tarihsel ve akademik çalışma yapılması gerekliliğine inanıyoruz. Kahramanlarımız hakkında belki ilerleyen yıllarda belgeseller, sinema filmeleri yapılması, onların yaptıkları fedakarlıkların unutulmamasını, yeni kuşağın ülkemizin kurulması için ecdadımızın ne bedeller ödediğini anlamaları, öğrenmeleri adına anlamlı olacağına inanıyoruz.

 

İPSİZ RECEP

Kuva-yı Milliye’nin milis liderlerinden olan İpsiz Recep’1862 yılında Rize’de doğduğu. Sülale adı “Abdullah Emiralioğlu”dur. Hüseyin Bey ve Cemile Hanım’ın dört çocuğunun ikincisidir. Kabadayı, mücadeleci, dinine bağlı bir kişi olarak tanınırdı. Ayrıca nişancılığının iyi olduğu ve yoksullara her daim yardım ettiğine dair veriler mevcuttur.

 “İpsiz” lakabıyla ilgili farklı anlatımlar vardır. En yaygın olanı, Rize’deki malını satıp bir kısmını cezaevinde sıkıntı çeken arkadaşlarına, kalan kısmını da camiye hibe ettiği ve bu nedenle malı mülkü kalmadığından kendisine bu lakabın takıldığıdır. Bu lakap haricinde  özellikle Milli Mücadele yıllarında yaşının büyüklüğü nedeniyle kendisine duyulan saygıdan dolayı daha çok“emice” diye anılmıştır.

 I. Dünya Savaşı sonrası  memleketin dört bir yanı işgal edilmeye başlanmıştı ve azınlıklar Müslümanlara karşı çetecilik faaliyetlerini yoğunlaştırmıştı. Rum çetelerinin yoğun faaliyette bulunduğu bölgelerden biri İstanbul- Kocaeli bölgesiydi. Bu durum Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da başlayan Kuva-yı Milliye hareketinin kısa zamanda İzmit bölgesine yayılmasına neden oldu.

O günlerde Recep Reis, Kefken’den İstanbul’a geçti. Çeşme Meydanı’nda kahvede otururken, M.M. Örgütü’nün önemli isimlerinden Harbiye Nezaretinde görevli Yüzbaşı Ziya Bey yanına gelerek kendisiyle  İstanbul’da özellikle de Sarıyer muhitinde dehşet saçan Rum çeteleriyle mücadele etmesi hakkında konuştu. Recep Reis teklifi kabul ederek kısa sürede bir müfrezesini kurdu. Ardından Rum ve Ermeni çeteleriyle mücadeleye başladı.

Sarıyer’de teşekkül eden bir Rum çetesi Uskumruköy ile Bahçeköy arasında sıkıştırıldı ve hepsi öldürüldü.Recep Reis’in müfrezesinin adını duyurduğu ilk hadiseden sonrada Türk halkına zarar verenlerle mücadelesi devam etti. . Takip eden günlerde de azınlık çetelerine yönelik baskınlar yaptı.

Boğaz’da bir lokantada yemek yediği tespit edilen Andon Çetesi ortadan kaldırıldı. Kartal’da ve yine İstanbul’un Anadolu yakasında yer alan Paşaköy’de bulunan iki Rum çetesinin tüm üyeleri öldürüldü.

Çetelere karşı yürütülen mücadele işgal kuvvetlerine karşı da yürütülüyordu. Bazen münferit bazen de toplu bir şekilde işgal gücü askerlerine karşı eylemler yapıldı. Faaliyetleri nedeniyle İngilizler tarafından her yerde aranan İpsiz Recep  Kefken’e geçerek Kandıra ve İzmit civarındaki çetecilerle savaştı.

Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa, Recep Reis’i Ankara’ya çağırdı. Paşa, kendisine verilen her emri yerine getirmek için canla başla mücadele eden bu milis liderini Ankara’da iyi karşılamış, kendisine “Emice” diye hitap ederek, ona iltifatta bulundu.

İpsiz Recep'in müfrezede bulunanların bir kısmı Rize’ye bir kısmı da İstanbul’a dönerken, bazıları da Karasu ve civarında Rumlardan boşalan mülklere yerleştirildi. Recep Reis önce Kızılcık köyüne sonrasında denize kıyısı olan Yenimahalle’ye taşındı. 11 Haziran 1928 tarihinde vefat ettiği güne kadar burada yaşanayan İpsiz Recep  Karasu Ulu Cami yanında bulunan mezarlığa defnedildi. Recep Reis, Milli Mücadele’deki hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi. Savaş sonrası yazılmış çeşitli belgelerde “Milis Kumandanı”, “Milis Yüzbaşı”, “Milis Süvari Yüzbaşı”, “İhtiyat Milis Mülâzım (teğmen)” gibi rütbe ve unvanlarla anıldı.

İpsiz Recep'in hayatıyla ilgili olarak TRT'de dizi çekilmiş, Recep emice karekterini  Kadir inanır canlandırmıştır.

 

KARA FATMA(FATMA SEHER ERDEN)

 

Milli Mücadele kahraman kadınlarından , aslen Malatya / Aladağlı olup Yusuf Ağa’nın kızıdır. Gerçek adı Fatma Seher Erden’dir. Subay olan Derviş Bey ile evlenmiş ve Balkan Savaşı (1912-1913)’na katılmıştı Bu savaşta eşi ile Edirne’de Yanık Kışla’da bulundu. Daha sonra ailesinden on kadar kadını örgütleyerek Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)’na katıldı. Kafkas Cephesi’nde çarpışan eşi Sarıkamış’ta şehit düşünce Erzurum’a döndü. Erzurum’da bir süre kalan Fatma Seher Hanım, Sivas Kongresi’nde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşüp, milli mücadeleye katılmak istediğini söyleyince, Mustafa Kemal kendisinin cesareti, gözü pekliğinden dolayı “Kara Fatma” olarak anmış ve görevlendirmiştir.

İstanbul’a dönen Kara Fatma, on beş kadar vatansever genci etrafında toplayarak Kocaeli’ne geçmiş, köylerde durumu asla belli etmeden tam bir teşkilat kurmayı başarısıyla Geyve’de cephe tutmuştur. Halit Beyin komutasında bir yıla kadar çalışmış,bu sırada bir çarpışmada ilk kez yaralanmıştır. Bağlı olduğu birlik kaldırılınca da Fatma Seher Erden  orduya çavuş rütbesiyle tekrar  girdi.

Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesi’nde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922)’nde Mehmetçikle birlikte, düşmanı ülkeden çıkarma yolunda destanlar yazdıran Kara Fatma memleketin kara günlerinde, bütün kadınlığı gönülden temsil eden, vatan için, bağımsızlık için dövüşen ve adı sık sık gündeme gelen bir halk kahramanı olarak anılmaya başladı.

Kara Fatma, ülkesinin endişeli günlerinde  sayılı kahramanlarından, kadınlarından en saygıya değer olanlarından birisi olarak  Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikupis’in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçmişti.

Kara Fatma, 26-27 Ağustos 1921 tarihli 193 sayılı Liva tamimi ile kahramanlıkları takdir edilerek, başka birliklere de örnek gösterilmiş, çavuşluk rütbesini aldı. 1922 yılında Ankara’daki bir atış yarışmasında birinci gelmiş, bu nedenle de kendisine teğmen rütbesi verilmiştir. Milli Mücadeleden sonra üsteğmen rütbesi ile emekli edilen Fatma Seher Erden emekli maaşını Kızılay’a bağışlamıştı.

Kocaeli ilinde özellikle Seğmen, Başiskele, Bahçecik'te bulunan Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele eden KARA FATMA'nın İzmit'in kurtuluşunda önemli katkıları olmuştur.

 

YAHYA KAPTAN

 

 

 

1891 ylılında Makedonya Köprülü'de doğan, Teşkilatı Mahsusa üyesi,  Kuvvay-ı Milliye komutanlarından Yahya Kaptan'ın Kocaeli için verdiği mücadele, Atatürk'ün Nutuk'ta özel bir yer ayırdığı bu saygıdeğer komutanın haksızlığa karşı duruşuyla bilinir.

Cesur ve atik bir genç olan Yahya Kaptan amcasına saldıran bir Bulgar'la kavga etmiş ve öldürmüştü. Dağa çıkan genç Yahya reis kendi adamlarından oluşan bir birlik kurmuş, 1. Dünya Savaşı öncesinde Türk köylerine saldıran Sırp ve Bulgar çetelere karşı mücadele etmeye başlar.

O yıllarda çete reislerine Kaptan denildiğinden bu onun lakabı olur. Daha sonra Balkan savaşlarına katılan Yahya Kaptan Osmanlı kuvvetlerine bölgedeki Sırp kuvvetleri hakkında önemli bilgiler veriyordu. Bölgede Sırplara karşı çete savaşlarını başarı ile yürüttü. Daha sonra başlayan 1. Dünya savaşında, Osmanlı devletinin kurduğu istihbarat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’da görev aldı. Makedonya’da ve Irak cephesinde önemli görevler yaptı. Makedonya’da Sırplara karşı kundaklama faaliyetlerini yürüttü. Daha sonra gönderildiği Irak cephesinde, isyancı Arap aşiretlerinin çölde yürüttükleri çeteciliğe karşı faaliyetler yürütmeyi üstlendi. İttihat ve Terakki’nin ünlü silahşoru Yakup Cemil ile Irak Cephesi’nden dönerken tanışan Yahya Kaptan, onun idealizminden, coşkusundan, diriliğinden oldukça etkilendi.  Yakup Cemil 11 Eylül 1916’da idamından sonra Yahya Kaptan da Irak’a sürgüne gönderilir.

1. Dünya savaşı sonunda Osmanlı orduları Irak’tan çekilirken Yahya Kaptan da İstanbul’a geldi. Bu arada Teşkilat-ı Mahsusa da dağıtılmıştı. Yahya Kaptan, eski İttihatçıların kurduğu gizli bir örgüt olan Karakol Cemiyetinin Menzil grubuna katıldı. İstanbul’da İtilaf devletlerinin tehlikeli gördüğü eski İttihatçıların, tutuklu bulunduğu ve Bekirağa Bölüğü denilen hapishanenin basılmasında görev alan Yahya Kaptan  Halil Paşa’nın kaçırılmasını sağladı.

Karakol Cemiyetine bağlı Menzil grubu Anadolu’da başlayacak  mücadele için insan ve malzeme aktarımını sağlamak amacıyla Kocaeli yarımadasının kontrolde tutulmasını üstlendi.İstanbul’dan ayrılarak Tavşancıl’a gelen Yahya Kaptan Kocaeli ve civarında  bulunan İtilaf devletlerinden güç alarak Türklere şiddet uygulayan Rum çeteleriyle mücadeleye başladı.

Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle İstanbul’a yakın olan İzmit bölgesinde yapmayı düşündüğü; o bölgede silahlı ulusal birlikler kurmak ve güvenilir komutan ve subayların, bunlara yapacakları yardım ve desteklerle, hain çeteleri yok etmekti. İzmit Kuvvay-ı Milliye örgütü bu iş için en uygun kişinin  İzmit’te Yahya Kaptan’ın olacağını bildirmişti. Konudan haberdar edilen Yahya Kaptan Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal Paşa ile bir telgraf göndererek temasa geçti ve görevine başladı.

Yahya Kaptan, kurduğu örgütle aylarca İstanbul’la ilişkisi bulunan hain ve işbirlikçi çetelerin etkinliklerine engel oldu. Yahya Kaptan’ın Mustafa Kemal Paşa ile temas hâlinde olması ve eski İttihatçılardan giderek uzaklaşmaya başlaması, Karakol Cemiyetinin de kendisine karşı cephe almasına sebep oldu.

Kendisinin yaptıklarından memnun olmayan İstanbul Hükümeti ve onun bölgedeki işbirlikçileri Yahya Kaptan’ı bölgeden uzaklaştırmaya çalışmış, Yahya Kaptan’ı çekemeyen bir başka Karakol Cemiyeti üyesi binbaşı Ahmet Necati Bey; Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf göndermişti. Telgrafta Yahya Kaptan'la alakalı olarak şu bilgiler yer alıyordu. 'Adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme ve köylerde yağma yapma gibi suçlarla Yahya Kaptan’ın hükümete teslimi mecburiyetinin doğduğunu ve Dahiliye Nazırı’nın da bu konuyu özenle izlediği' bildirilmişti.

Mustafa Kemal Paşa  en başından beri Millî Mücadele’de büyük yararlıklar gösteren Yahya Kaptan’ın, hükümete teslimini asla uygun görmemiş, durumun araştırılmasını İzmit’teki Tümen komutanlığına bildirmişti. Tümen komutanlığı yaptığı araştırmada Yahya Kaptan’ın adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme gibi suçlar işlemediğini ortaya çıkardı.

İstanbul Hükümeti boş durmamış, Yahya Kaptan’ın, İstanbul girişinde örgütlenmiş bir durumda bulunması, Kuvvayı Milliye’ye karşı cephe almış bulunan kimseleri yıldırdığından, kendisinin ortadan kaldırılması istiyordu.

06.01.1920 günü sabaha karşı kuşatılan Yahya Kaptan teslim oldu. Köy dışına çıkarıldı ve 9 0cak 1920’de Yahya Kaptan’ın eşi, şehadet olayı üzerine Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafla olayı şöyle açıklamıştı: “…İstanbul, 14.1.1920, Ankara’da Kuvayı Milliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne, Eşim Yahya Kaptan, sırf sizinle olan ilgisi dolayısıyla ve yasa karşısında suçlu olmaksızın teslim olduğu hâlde, Gebze’de şehit edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır. Hakkın yerini bulması için Adliye ve Dahiliye Nazırlıklarına başvuruldu. İki tane yetimle perişan bir durumdayız. Bu konuda yüksek girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz, buyruk sizindir. Karagümrük’te Keçeciler’de Karabaş Mahallesinde 19 numarada Yahya Kaptan eşi Şevket Hanım.” Mustafa Kemal Paşa bu olaya çok üzülmüş, olayı sonuna kadar takip etmiş ve Yahya Kaptan’ın ailesine maaş bağlatmıştır. Olayın sorumlularının adalet önünde yargılanmaları Mustafa Kemal paşanın ısrarlı girişimleri sayesinde olmuştur. Atatürk NUTUK'ta 29 yaşında şehit olan Yahya Kaptan'dan bahsetmiştir.

Tavşancıl'da şehit olan Yahya Kaptan 29 yaşına kadar ömrü mücadele ile geçmişti. Kocaeli'de halka zulmeden birçok çetenin kökünü kazımış bu değerli komutanı günümüz gençlerininde bilmesi, 101.yılını kutladığımız 28 Haziran'da nice kahramanlarımız olduğunu, hepsini saygı, sevgi ve minnetle yad ettiğimizi birkez daha paylaşmak isteriz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kocaelihalkgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.